12 Eylül ‘e giden süreçte neler yaşandı?

12 Eylül 'e giden yolda yaşanan olaylara derin bakış
12 Eylül 'e giden yolda yaşanan olaylara derin bakış

Türk siyasi tarihine baktığımızda Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana ordunun siyasal alan içerisinde büyük bir rol oynadığını görürüz. Türkiye’de siyaset mekanizmasının şekillenmesinde etkin rol oynayan ordu kimi zaman siyasallaşarak kimi zaman ise, siyasetin kötüye gidişini durdurmak adına siyasetçileri tasfiye edip siyaset mekanizmasının yönetiminde yer almıştır. 27 Mayıs 1960 Darbesi, 12 Mart 1971 Muhtırası ve 12 Eylül 1980 Askeri darbesi bunun en somut örneklerinden olmuştur.

12 Eylül ‘e giden yolda Türkiye çok zorlu dönemlerden geçmiştir. Ülkedeki toplumsal olayların, sağ-sol kavgasının, alevi-sünni çatışmasının Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana hiç bu kadar alevlenmediği, zaten kötü durumda olan ekonominin bu denli toplumsal şiddet olaylarından sonra daha da derine gitmiş olması, Siyaset mekanizmasının tam olarak işleyememesi ile Türkiye hızlı adımlarla bir toplumsal çöküşe doğru yol almıştır. Bu yazımızda, yaşanan süreci siyasal, toplumsal ve ekonomik yönlerinden değerlendirerek konuya hakim olmanızı sağlayacağız.

12 Eylül öncesi siyasal sorunlar

Siyasal istikrarsızlık ve Koalisyon Hükümetleri

Türk siyasal tarihinin 1970’li yıllarını ele aldığımızda önümüze çıkan siyasi tablo hep aynıdır. İstikrarsızlık ve aritmetik hesaplarla kurulmuş Koalisyon hükümetleri 12 Eylül hareketine giden yolda yapılan iki genel seçimde siyasal partiler tek başına iktidar çıkaramamış, halk hiçbir siyasi partiye tek başına iktidar olma yetkisi vermemiştir. Türkiye özlediği siyasi istikrara yine kavuşamamış, çıkar ilişkilerine dayalı koalisyon hükümetlerince yönetilmek zorunda kalmıştır. Yetmişli yılların Türk siyaseti 14 Ekim 1973’ten 12 Eylül 1980 yılına kadar olan süreci kapsamıştır. Bu dönemde iki genel seçim yapılmış ve yedi hükümet kurulmuştur. Bu hükümetler sırasıyla şöyledir;

  • Bülent Ecevit Hükümeti – 28 Ocak 1974 / 17 Kasım 1974
  • Sadi Irmak Hükümeti – 17 Kasım 1974 / 31 Mart 1975
  • IV. Süleyman Demirel Hükümeti – 31 Mart 1975 / 21 Haziran 1977
  • II. Bülent Ecevit Hükümeti – 21 Haziran 1977 / 21 Temmuz 1977
  • V. Süleyman Demirel Hükümeti – 21 Temmuz 1977 / 5 Ocak 1978
  • III. Bülent Ecevit Hükümeti – 5 Ocak 1978 / 12 Kasım 1979
  • VI. Süleyman Demirel Hükümeti 12 Kasım 1979 / 12 Eylül

Bu dönemde kurulan hükümetlerin hiçbiri uzun ömürlü olmamıştır. Azınlık hükümeti ya da koalisyon hükümeti olarak görev almışlardır. Bu hükümetler uzun ömürlü olmadığı için Türk siyasi tarihimizde ekonomik, sosyal ve siyasal krizler oluşturmuştur.

Sol ideolojide yükseliş sağ ideolojide parçalanma

Türk siyasetinin yetmişli yıllarına damgasını vuran en önemli gelişmelerden ikisi, soldaki yükseliş ve sağdaki bölünmeler olmuştur. 1973 Genel Seçimleri öncesi parti ideolojisini yenileyip geçmişini eleştiriye tabi tutarak giren CHP oyların %33,3’ünü almış ve seçimlerden birinci parti olarak çıkmıştır.

Altmışlı yılların ortalarında ideolojik olarak ortanın solunda yer alan CHP, Mayıs 1972 yılında yönetim kadrosunun yenilenmesi ve Bülent Ecevit‘in genel başkanlığa gelmesinin ardından sol kulvarda yer almaya başlamıştır.

Yetmişli yıllarda sol ideoloji yükselişini sürdürürken sağ yelpazede yer alan siyasi partiler parçalanma yaşamıştır. İdeolojik kimliğinde değişim yaşan CHP sadece iki kez bölünme yaşarken, sağ siyasetin en önemli parçası olan AP, Demirel‘in sürdürdüğü politikalardan dolayı kendisine destek veren seçmenlerinin tepkisini çekmiş ve bir dağılma sürecine doğru yol almıştır. Sağ blokta yer alan bütün görüşleri kendi çatısı altında toplamayı başaran AP, merkeze doğru kayarken parti içerisinde çatışmalar ve bölünmeler kendini göstermeye başlamıştır. Demirel’in 1969 seçimleri sonrasında muhafazakarları hükümetin dışında tutması partinin bölünme sürecine girmesinde etkili olmuştur.

1973 genel seçimleri AP‘nin sağ blokta en güçlü parti olmaktan uzaklaşmaya başlaması sağdaki parçalanmanın habercisi olmuştur. AP seçimde ancak %29,8 oranında oy elde edebilmiştir. MSP oyların %11,8’ini, DP ise %11,9’unu almıştır. MHP %3,4 , MP %0,6 ve CHP %5,3 oranında oy almıştır. Seçim sonuçlarına baktığımızda sağ blokta ki oyların ne denli bir bölünme yaşadığını anlayabiliriz.

Sağ siyasette bölünmüşlük 1977 seçimlerinde de ortaya çıkmıştır. 1977 genel seçimlerinde AP %36,9 , MSP %8,6 , MHP %6,4 , DP %1,9 ve CGP %1,9 oranında oy almıştır. Seçimlerden CHP %41 oy oranı ile birinci parti olarak çıksa da tek başına hükümet kurabilecek çoğunluğa ulaşamamıştır. Seçim öncesi yaşanan toplumsal olaylar ve istikrarsızlık ortamı, seçmenlerin seçimlere katılım oranını %72,4’e kadar düşürmüş ve halkın siyasilere olan güvenini sarsmıştır.

Ekonomik sorunlar

Petrol krizi

1973 yılı sonundaki 1. Dünya Petrol Krizi sonucu petrol fiyatlarının artması ve 1974-1975 yılları arasında dünyada yaşanan enflasyon, durgunluk ve dış ticaret sorunlarının ekonomik gelişmelerle ortaya çıkan dışsal şoklar tüm gelişmekte olan ülkeler gibi Türkiye’yi de olumsuz etkilemiştir. OPEC, ham petrol fiyatlarını 1974 yılında beş kat arttırmış ve bu durum ülkemizde ki girdi ve enerji maliyetlerini yükseltmiştir. 1974’ten itibaren Türkiye’nin ihracat ithalat fiyatları ters yönde gelişirken, dış ticaret hadleri büyük oranda bozulmuş ve dış ticaret açığı yükselmiştir. Petrol krizine bağlı olarak ortaya çıkan bu olumsuz etkiler karşısında hiçbir önlem alınmamış ithalata sınırlamalar getirilmemiş ve sübvansiyon uygulaması sonucunda bütçeye yük getirilmiştir. İthalat talepleri ise önce döviz rezervlerinin kullanılması, sonrasında da kısa vadeli dış borçlanma politikası ile karşılanmaya çalışılmıştır.

1970-1980 Arası ekonomik politikalar

Türkiye ekonomisi 1973 yılı sonunda petrol ihraç eden ülkeler tarafından yapılan ve dünya ekonomisini de alt üst eden petrol fiyatlarındaki artıştan olumsuz bir şekilde etkilenmiş ve ağır bir bunalıma sürüklenmiştir. Söz konusu ekonomik bunalım beraberinde toplumsa ve siyasal krizi de getirmiş ve Demirel hükümeti tarafından ‘24 Ocak Kararları‘ olarak anılan ekonomik tedbirler politikası uygulanmaya başlanmıştır.

1977 yılından 24 Ocak 1980 yılına kadar hükümetler ekonominin tam anlamıyla tıkandığını fark ettikten sonra beş adet istikrar programı hazırlamıştır.

  • 1977 Ağustos ayında Demirel hükümeti tarafından uygulamaya konulan ‘Enflasyona Karşı Mücadele Paketi’.
  • 1978 yılı Mart ayında Ecevit hükümetinin ”Yapısal Değişim Programı”.
  • 1978 yılı Eylül ayında Ecevit hükümeti tarafından yürürlüğe konulan ”Para Kredi Tedbirleri Paketi”.
  • 1979 yılı Mart ayında Ecevit hükümeti tarafından getirilen ”Ekonomiyi Güçlendirme” programı.
  • 1980 yılı Ocak ayında Demirel hükümeti tarafından alınan ”24 Ocak Kararları”.
24 Ocak Kararları

24 Ocak Kararları Cumhuriyet tarihinin en geniş ve kapsamlı ekonomik istikrar politika paketidir. IMF ile yapılan stand-by anlaşması çerçevesinde uygulamaya konulmuş bu ekonomik program iki ana hat üzerinde tasarlanmıştır. Bunlardan birincisi kısa dönemli makroekonomik istikrar programları, ikincisi ise uzun dönemli sonuçları daha uzun sürede görülecek olan yapısal uyum reformlarıdır.

24 Ocak 1980 kararlarıyla öncelikle hızla yükselen enflasyonu kontrol altına almak, dış kaynak açığını kapatmak, üretimi engelleyen girdi kıtlıklarını ve mal arzındaki tıkanıklıkları gidermek, ekonomiyi yeniden işler hale getirmek, kaynak tahsislerinin ekonomik kriterlere göre uygun olarak daha verimli bir yapılmasını ve kamu finansmanının disiplin altına alınmasını sağlamak amacıyla temel politika değişikliklerine gidilmiştir.

Toplumsal sorunlar

İç güvenlikte karşılaşılan sorunlar

12 Eylül 1980 darbesine giden yolda Türkiye’de siyasi istikrarsızlık, ekonomideki krizler ve toplumsal kutuplaşma ile siyasal şiddet olaylarını getirmiştir. Siyasal şiddet ise kısa bir süre sonra terör faaliyetlerine dönüşmüştür. Bu süreçte iç güvenlikte karşılaşılan sorunları şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Toplumsal kutuplaşma siyasi kutuplaşmadan mezhep çatışmasına dönüşmüş, Kahramanmaraş ve Çorum olayları alevi-sünni, sağ, sol çatışmasına dönüşmüştür.
  • 1 Mayıs 1977 İşçi Bayramı kutlamaları ve 22 Ocak 1980 tarihindeki Tariş Olaylarında onlarca vatandaş hayatını kaybetmiştir.
  • Milletvekili, bürokrat, gazeteci ve akademisyenler siyasal cinayetlere kurban olmuştur.
  • Birçok parti ve sendika binaları, güvenlik güçlerine ait bina ve ekip otoları, kahvehaneler bombalanmış ya da silahlı saldırılara maruz kalmıştır.
  • ODTÜ ve Ege Üniversitesi’ndeki öğrenci olaylarında öğrenci ve öğretim elemanları öldürülmüş, yurtlar işgal edilmiş ve eğitim-öğretime ara verilmek zorunda kalınmıştır.
1 Mayıs 1977 İşçi Bayramı kutlamaları

1 Mayıs 1977 Pazar günü tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de İşçi Bayramı kutlamaları yapılmış, DİSK’e ve Türk-İş’e bağlı sendikalar kutlamalara katılmıştır. Kutlamaların İstanbul’daki adresi ise Taksim meydanı olmuştur.

İstanbul’daki kutlamalar sakin bir havayla başlamasına rağmen, daha sonra birden kargaşa ortamı oluşmaya başlamış ve Türk siyasi tarihimizde Kanlı 1 Mayıs olarak yerini alacak olaylara sahne olmuştur. DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler‘in konuşmasının sonuna doğru Saraçhane’den gelen kalabalığın arasına karışmış bazı kişiler meydanda bulunan gruba karşı sloganlar atmaya başlamış ve Sular İdaresi binasının önüne mevzilenmiş kişiler miting alanındaki kalabalığın üzerine ellerindeki otomatik silahlarla ateş etmeye başlamıştır. Ayrıca Intercontinental Oteli’nin bulunduğu yerden de miting alanında bulunan kişilere doğru silahlarla rastgele ateş açılmıştır. Öte yandan Renault marka beyaz bir otomobilin içinde bulunan dört kişi ve Anadolu marka otomobil içinde bulunan kişiler kalabalığa doğru ellerindeki silahlarla ateş açıp Gümüşsuyu istikametine doğru kaçmıştır. Yaşanan bu olaylardan sonra miting alanında bulunan kalabalık büyük bir panik ve kargaşa yaşamış, kalabalığın arasında bulunan vatandaşlar koşuşturmaca esnasında ezilme tehlikesi yaşamıştır. 1 Mayıs 1977 Pazar günü yaşanan bu üzücü olaylar sonucunda 36 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.

Kahramanmaraş olayları

21 Aralık 1978 tarihinde yaşanan Kahramanmaraş olayları dönemin siyasi atmosferi içerisinde siyasal kutuplaşmanın kısa sürede nasıl mezhep çatışmasına dönüştüğünün önemli bir göstergesidir. Sağ-sol çatışmasından bıkmış, sokağa çıkamaz hale gelmiş insanlar bu defa da alevi-sünni çatışmasını yaşamış ve yüzlerce kişi hayatını kaybetmiştir. Kahramanmaraş olayları olarak adlandırılan olaylar 21 Aralık 1978 tarihinde TÖB-DER üyesi iki öğretmen Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu’nun silahlı saldırıya uğraması ile başlamıştır. Silahlı saldırı sonucu Hacı Çolak olay yerinde hayatını kaybetmiş, Mustafa Yüzbaşıoğlu ise olaydan bir gün sonra hayatını kaybetmiştir.

Müslüman Türkiye, komünistlere ölüm!

Öldürülen öğretmenlerin cenaze törenleri esnasında sayıları üç bin civarında olan sağ görüşlü grup ile sol görüşlü grup arasında çatışma çıkmış olaylar sırasında 2 kişi hayatını kaybetmiş, 38 kişi yaralanmış yüzlerce iş yeri ise zarar görmüştür. Olaylarda güvenlik güçlerinin yetersiz kalması sonucu Gaziantep’ten bir mekanize taburu Kahramanmaraş’a gönderilmiştir. 23 Aralık günü de olaylar devam etmiş ”Müslüman Türkiye, ordu millet el ele” sloganları atan sağ görüşlü grupla sol görüşlü grup arasında çatışmalar yaşanmıştır. CHP‘ye ve TİP‘e ait parti binası tahrip edilmiş aynı gün İçişleri Bakanı, Jandarma Genel Komutanı ve Emniyet Müdürü Kahramanmaraş’a gitmiştir. 23 Aralık itibarıyla ilk saptamalara göre 28 kişi hayatını kaybetmiş, sol görüşlü kişilere ait ev ve iş yerleri tahrip edilmiştir.

24 Aralık günü ise sayıları bin civarında olan bir grup ”Müslüman Türkiye, komünistlere ölüm” sloganlarıyla valilik binasına doğru yürüyüşe geçmiş ve askeri birlikler tarafından dağıtılmıştır. Yine aynı gün sağ görüşlü kişiler şehrin doğu ve batı mahallelerinde bulunan evleri ateşe vermiş, çıkan yangınları söndürmek için gelen itfaiye araçlarına ise ateş etmişlerdir. Olayların büyüyerek devam etmesi üzerine ise Kayseri’den Hava İndirme Birlikleri gönderilmiştir. Cumhuriyet Savcılığı‘ndan yapılan açıklamada 25 kişinin tutuklandığı bildirilmiştir. 24 Aralık günü itibarıyla ise ölü sayısı 76’ya yükselmiştir.

26 Aralık 1978 tarihinde Bakanlar Kurulu‘nun 13 ilde sıkıyönetim ilan edilmesi hakkındaki kararı TBMM‘de oylamaya sunulmuş, 1 çekimser ve 1 ret oyuna karşılık 537 oy ile karar kabul edilmiştir. Buna göre Adana, Ankara, İstanbul, Elazığ, Bingöl, Erzincan, Erzurum, Kahramanmaraş, Gaziantep, Malatya, Kars, Sivas ve Şanlıurfa illerinde saat 07.00’dan itibaren iki ay süre ile sıkıyönetim ilan edilmiştir.

Çorum olayları

12 Eylül 1980 öncesinde toplumsal kutuplaşmanın ne boyuta geldiğinin, siyasi ayrışmanın nasıl dini söylemlerle çatışmaya dönüştüğünün en somut örneklerinden biri de Çorum olaylarıdır. MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak‘ın öldürülmesine tepki olarak 29 Mayıs 1980 tarihinde MHP yanlısı gruplar İnönü ve Gazi Caddelerinde yürüyüş başlatmış ve yürüyüşten sonra olaylar çıkmıştır. Olaylar sırasında 1 kişi hayatını kaybetmiş, 10 kişi yaralanmış ve 100’ün üzerinde iş yeri ise tahrip edilmiştir.

Çorumda başlayan olaylar 4 Temmuz 1980 tarihinde yeniden patlak vermiş ve 5 kişinin hayatını kaybetmesi ile sonuçlanmıştır. 4 Temmuz günü Alaattin Camii’ne bir otomobilden patlayıcı madde atılmıştır. Bu olay sonrasında ‘Komünistler camileri yıkıyor‘ şeklinde söylemlerin halk arasında hızla yayılması sonrasında sokak çatışmaları başlamıştır. Olayların büyümesi üzerine Valilik tarafından sokağa çıkma yasağı konmuş, fakat buna rağmen olaylar kesilmemiş ve 30’dan fazla ev ateşe verilmiştir. Çorum’daki güvenlik güçlerine takviye amaçlı Kayseri Hava İndirme Tugayı‘ndan birlikler gelmiştir.

Çorum olayları tıpkı Kahramanmaraş olaylarında olduğu gibi alevi-sünni çatışmasına dönüştürülmek istenmiştir. Sağ görüşlü gruplar alevilerin ve sol görüşlü kişilerin yaşadığı mahallelerde çok sayıda ev ve işyerini tahrip etmiştir. Dönemin İçişleri Bakanlığı müsteşarlarından Durmuş Yalçın çıkan olaylarla ilgili önceden aldıkları istihbaratları Çorum Valiliğine bildirdiklerini ve provokatörlere karşı önlem alınması için talimat verdiklerini açıklamıştır. Başbakan Demirel’de Bakanlar Kurulu’nu 5 Temmuz günü olağanüstü olarak toplamıştır. Demirel toplantı öncesi yaptığı açıklamada, ”Çorum’daki rahatsızlığı bilerek iki gün evvel kuvvet sevk ettik. Fakat vatandaşları birbirine düşüren tahrikler, kinler, husumetler, garezler aslında bilinen çok kolay tedbirlerle önlenebilen şeyler değildir. Birtakım mihraklar vardır. Türkiye’nin çökmesini isteyen mihrakların tümünü çökerteceğiz.” demiştir. Çorum olayları sona erdiğinde 33 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Kimlik ve ideoloji çatışması yüzünden 33 yurttaşımız siyasetin kurbanı olmuştur.

Siyasal şiddet olayları ve suikastlar

1970’li yıllara gelindiğinde Türkiye’de siyasal kutuplaşma toplumsal çatışmaya dönüşmüştür. Toplum sağcı ya da solcu olarak iki kutba ayrılmış ve bu iki kutup birbiriyle sürekli çatışır hale gelmiştir. Siyasal şiddet olaylarının kamuoyunca bilinen kişilere yönelik suikastlara dönüşmesi güvenliğinden endişe eder hale gelmiş toplumu iyice tedirgin etmiştir.

Abdi İpekçi Suikastı

Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Başyazarı Abdi İpekçi 1 Şubat 1979’da saat 19.30 sıralarında Milliyet Gazetesi’nde ki çalışma ofisinden çıkıp arabasıyla evine dönerken Teşvikiye’de silahlı saldırıya uğrayarak hayatını kaybetmiştir. İpekçi, evinin bulunduğu Maçka Karakol Sokağı’na otomobiliyle gireceği esnada trafik yoğunluğu sebebiyle durmuş, bu sırada yanına yaklaşan kişi tabancayla ateş etmiştir. Abdi İpekçi vücuduna isabet eden beş mermi nedeniyle ambulans ile hastaneye kaldırılırken yolda hayatını kaybetmiştir.

Cevat Yurdakul Suikastı

Kamuoyunca tanınan kişilere yönelik suikastlar güvenlik güçlerinin üst düzey yöneticilerine de yönelmeye başlamıştı. 28 Eylül 1979 tarihinde Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul sabah saat 08.00 sularında Emniyet Müdürlüğü‘ne gitmek üzere makam otomobiliyle lojmanından ayrılmış, lojmanının yaklaşık 200 metre ilerisinde kavşakta silahlı saldırıya uğrayarak hayatını kaybetmiştir.

Gün Sazak Suikastı

Siyasal şiddet olayları her geçen gün artarak devam ederken yönünü siyasi aktörlere de çevirmeye başlamıştı. MHP Genel Başkan Yardımcısı ve II. MC hükümeti döneminin Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak 27 Mayıs 1980 günü silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmiştir. Sazak saat 21.00 sıralarında otomobiliyle evinin önüne gelip aracının bagajından eşyalarını çıkarırken, evinin yakınında bulunan inşaattan çıkarak Sazak’a yaklaşan iki militan tarafından silahla vurulmuştur. Başına ve karnına dört kurşun isabet eden Sazak hastaneye kaldırılırken yolda hayatını kaybetti.

Nihat Erim Suikastı

12 Mart döneminin başbakanlarından Nihat Erim o dönem ki yöneticiliği nedeniyle sık sık ölümle tehdit edilmekteydi. Erim, 19 Temmuz 1980 günü İstanbul Dragos’ta bulunan Deniz Kulübünün önüne geldiğinde kulübün önünde bekleyen 34 DT 988 plakalı Anadolu marka beyaz bir otomobilden inen DEV-SOL militanı dört kişi tarafından çapraz ateşe tutulmuştur. Olay esnasında Erim ve koruma polisi Ali Kartal hayatını kaybetmiş, Erim’in araçtan inmeyen eşi Kamile Erim’e ise ateş edilmediği için olaydan yara almadan kurtulmuştur. Saldırganlar daha sonra olay yerine ‘Faşist Gün Sazak‘tan sonra Faşist Nihat Erim‘i de işkenceleri, hükümeti ve devrimcilerin katilini protesto etmek için cezalandırdık. DEV-SOL‘ yazılı bir bildiri bırakarak kaçmışlardır.

Kemal Türkler Suikastı

12 Eylül 1980’e yaklaşırken toplum içerisindeki bölünmüşlük ve kendinden olmayana karşı duyulan öfke her geçen gün yeni cinayetlere sebep olmaktaydı. 22 Temmuz 1980 tarihinde terör bu defa Maden-İş Sendikası Genel Başkanı ve DİSK eski Genel Başkanlarından Kemal Türkler‘i hedef almıştı. Kemal Türkler sabah saatlerinde İstanbul Merter’deki evinden çıkıp otomobiline bindiği esnada üç kişi tarafından silahlı saldırıya uğramıştır. Saldırı esnasında Türkler’in vücuduna altı kurşun isabet etmiş ve hastaneye kaldırılırken yolda hayatını kaybetmiştir. Türkler’in koruma polisi ise omzundan hafif yaralanmıştır.

12 Eylül ‘e giden yolda Türkiye ekonomik, sosyal ve siyasal olarak çok zorlu dönemlerden geçmiştir. Devamlı tekrarlanan seçimler iktidarda fazla kalamayan Koalisyon Hükümetleri. Kazananı olmayan seçimler, ideolojik kimliklerin kendi içinde ki bölünmesi. Siyasi istikrarsızlık ve güvensizlik ortamı. Dünyada ki petrol krizinin tüm dünya ülkelerini olduğu gibi Türkiye’yi de olumsuz yönde etkilemesi. Yaşanan yüksek enflasyon ve ekonomik daralma sonucu ekonomik krizin halkı olumsuz yönde etkilemesi tepkilere yol açmıştır. Çorum’da ve Kahramanmaraş’ta ortaya çıkan ayrışma aynı zamanda yurdun diğer illerinde ki sağ ve sol kavgaları, toplumda kimi kesimlerin gözünde önemli bir yer tutmuş insanların siyasi suikastlara kurban gitmesi toplumsal bir kaosa sebep olmuş ve sonu idamlar, işkenceler ve yargılamalar ile bitecek 12 Eylül askeri darbesini hazırlamıştır.