Amerika yerlileri hükümet onaylı etnik temizlikle yok edildi!

Amerika yerlileri hükümet onaylı etnik temizlikle yok edildi
Amerika yerlileri hükümet onaylı etnik temizlikle yok edildi

Amerika yerlileri, ABD hükümeti tarafından, atalarının vatanları olan topraklardan batıda belirlenmiş bir bölgeye gitmekle zorlandı. 1830’lar boyunca ABD Başkanı Andrew Jackson, on binlerce Kızılderili’nin Missisippi Nehri’nin doğusundaki memleketlerinden zorla çıkarılmasını emretti. Gözyaşlarının izi olarak bilinen batıda belirlenmiş topraklara yapılan bu tehlikeli yolculuk, sert kışlar, hastalıklar ve zulümle doluydu.

Emir, güneydoğu Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan beş kabilenin ortadan kaldırılmasını kapsayacak şekilde geldi. Bütün kabileler binlerce ölüme katlandı ve hepsi atalarının topraklarından kovulmanın acısını yaşadılar. Bugün birçok tarihçi, Jackson’ın eylemlerini etnik temizlikten başka bir şey olarak görmüyor.

Medeniyet Politikası

Nesiller boyunca, Missisippi Nehri’nin doğusundaki topraklar, beş kabile ulusunun vatanı olmuştu. Güneyde Cherokee, Creek ve Seminole batıda Choctaw ve Chickasaw kabileleri. Ancak 1790’larda giderek artan sayıda beyaz yerleşimci, çiftçilik yapma istekleriyle batıya doğru yayıldılar.

Amerika’nın Georgia, Kuzey Carolina, Tennessee, Alabama ve Florida eyaletlerinde beyaz yerleşim birimleri oluştuğunda, sınırları Kızılderili topraklarına geçti. O dönem yerliler, batıya doğru genişleme yolunda bir engel olarak görülüyordu. Bu ”Kızılderili Sorunu”nun bir ”medeniyet” politikasıyla çözülebileceğine inanılıyordu.

Thomas Jefferson’un önerdiği gibi ”medeniyet”, Kızılderililerin yaşam tarzını ortadan kaldıracak ve onları batı kültürüne asimile edecekti. Jefferson, Yerli Amerikalıların ”vahşi” geleneklerinden arındırılması gerektiğine inanıyordu ve bu nedenle misyonerlerden onlara nasıl Anglo-Amerikan olunacağını öğretmelerini istedi. Eğer yerliler Hristiyanlığa devşirilirse, İngilizce konuşmayı, okumayı ve yazmayı öğrenir, beyazlar gibi giyinir, beyazlar gibi yemek yer ve en önemlisi Avrupalı bireysel mülkiyet ve ticaret kavramlarına alıştırılabilirlerdi.

Bu beş kabile, ”medeniyet” programını en azından kısmen kabul etmenin en iyisi olduğuna karar verdi. Jefferson, yerli Amerikalıların beyaz kültüre asimilasyonunu kaçınılmaz olarak görse de, 1803’te yerlileri daha batıya sürmeyi düşündü, ancak bunu uygulamadı.

Yıllar sonra göreve gelen ABD başkanı Andrew Jackson, 28 Mayıs 1830’da ise Uzaklaştırma Yasasını imzalayarak yerlilerin yer değiştirmesini hükümet olarak onayladı. Jackson’ın amacı ABD’nin ekonomik refahını büyütmekti. Özellikle, büyük ölçekte pamuk ekiminin gelişmesini hedefliyordu. Yerli Amerikalılar, bu plana uyum sağlamıyordu ve Jackson çıkardığı kanunla onların topraklarından sürülmesini emretti.

Choctaw, Seminole ve Creek Taşımaları

Jackson, çıkardığı yasa ile bugün Oklahoma olarak bilinen bölgede yerlilere büyük parseller verileceği sözü verdi. Ancak gerçekte Jackson’ın kabilelerle anlaşma yapma gibi bir niyeti yoktu. Bunun yerine Jackson, yer değiştirme programını çok acımasız bir şekilde gerçekleştirdi. Kabile reislerine maaş ödemeyi reddederek baskı uyguladı. Güney eyaletlerinin kabile hükümetlerini yok etmesine, kabile yasalarını yasa dışı hale getirmesine ve Yerli Amerikalıların oy kullanma veya mahkemede dava açma hakkını reddetmesine izin verdi.

Bu şekilde kabilelerin gücünü zayıflatan Jackson, tehcir antlaşmalarına karşı direnci kırarak teker teker kabilelerle anlaşmaya başladı. Choctaw’lar yıl içinde ilk gidenlerdi. Sellere ve sıfırın altındaki sıcaklıklara dayanmak zorunda oldukları, ”zincirlere bağlı ve çift sıra yürüyerek” acımasız bir yolculuğa maruz kaldılar.

Yaklaşık 4 bin Choctaw koleradan öldü ve federal hükümetin hem yolsuzluğu hem de beceriksizliği nedeniyle yüzlercesi kötü beslenme ve kazalar sonucu öldü. Choctaw kabilesi belirlenen bölgeye geldikten sonra, bir Choctaw şefi Alabama gazetesine kabus gibi gezinin ”gözyaşları ve ölümün izi” olduğunu söyledi.

1832’de, Seminollerin Florida’dan göçü başladı. Ama sessizce gitmediler, Seminoller direndi. Seminoller, sonuçta beyhude iki savaşta ABD güçleriyle savaştı. Çatışmada birçok Seminol öldürüldü, diğerleri tazılar tarafından takip edildi ve belirlenen bölgeye giden gemilere zorla bindirildi. Bazıları yakalanmaktan kaçmayı başardı ve Florida’da kaldı.

Sürgün boyunca kara ve deniz rotasını gösteren harita

Amerika yerlileri beyaz adama karşı onun silahını kullandı

1834’ten itibaren Oklahoma’ya yürüyen 15 bin Kızılderilinin 3 bin 500’ü hayatını kaybetti. Bu arada Cherokee, beyaz adamın sistemlerini ona karşı kullanmaya çalıştı. Georgia eyaleti, Cherokee topraklarında bulunan altın yataklarını yağmalamaya çalıştıktan sonra, Cherokee’nin ilk seçilmiş baş şefi John Ross, eyaleti Yüksek Mahkeme‘ye götürmeye karar verdi.

Ross, toplumlarına diğer kabilelerden daha fazla ”uygarlık” politikalarını entegre eden yeni nesil, yüksek eğitimli melez Cherokee’lerin bir parçasıydı. Amerika Birleşik Devletleri’nde kendi siyasi ve adli sistemlerini modellemişlerdi. Ross, Cherokee’nin Washington’da bulunan federal hukuk kurumunda otuz yılı aşkın bir deneyime sahipti. Dolayısıyla, 1831’de Georgia’yı Yüksek Mahkeme’ye götürmek onun fikriydi.

Cherokee kabilesinin ilk seçilmiş baş şefi John Ross

Yüksek Mahkeme, Cherokee’ler üzerinde herhangi bir yargı yetkisi olmadığına karar verdi ve davayı reddetti. Ancak bir yıl sonra, dönüm noktası niteliğindeki ikinci bir davada, Baş Yargıç John Marshall, Cherokee topraklarında yasaları eyalet hükümeti değil, yalnızca federal hükümetin koyabileceğine karar verdi.

Cherokee’lerin başarısı kısa sürdü. ABD başkanı Jackson, Cherokee’lerin bölgeden çekilmesi için 3 milyon dolar teklif etti. Cherokee şefi Ross, bunu reddedince ABD başkanı bu sefer, Ross’un rakiplerine 5 milyon dolar teklif etti ve Cherokee elitleri Aralık 1835’te Yeni Echota Antlaşması’nı imzaladı. Ross anlaşmayı bozmaya çalışsa da 1838’de ABD hükümetine yeni başkan Martin Van Buren seçilmişti ve bu da Jackson’la aynı görüşlere sahip biriydi.

Cherokee’nin gözyaşlarının izi

Yeni başkan Martin Van Buren 16 bin Cherokee’nin toplama kamplarına gönderilmesini emretti. Kaçmaya çalışanlar vuruldu, diğerleri ise hastalık ve gardiyanların işkencelerine maruz kaldılar.

Bir ay sonra Cherokee’ler, bin kişilik gruplar halinde Gözyaşı Yollarına gönderildi, ancak yaz aylarında o kadar çok kişi öldü ki, bu taşınma kışa ertelendi. 2 bin kilometrelik bir yürüyüş için özellikle sert bir kıştı ve yüzlerce kişi soğuk, yetersiz beslenme ve hastalıktan öldü.

82 yaşındaki Cherokee’li Elizabeth Stephens, Gözyaşı yollarından sağ kurtuldu. 1903

Cherokee’ler vaat edilen 5 milyon doları hükümetten yaklaşık yirmi yıl sonrasına kadar alamadılar. 1830’ların başında, beş kabileden sayısız dönümlük alanda yaklaşık 125 bin yerli yaşıyordu. Ancak sadece on yıl sonra, Güneydoğu Amerika Birleşik Devletleri’nde çok az sayıda Amerika yerlisi kaldı. Bazı tahminlere göre, 100 bin kadar yerli göçe zorlandı ve 15 binden fazla kişi, gözyaşı yollarında hayatını kaybetti. 1907’de Oklahoma eyalet haline geldi ve herhangi bir Kızılderili bölgesi resmen ortadan kalkmış oldu.