Belçika Kralı II. Leopold neden Hitler kadar kınanmadı?

Belçika Kralı II. Leopold neden Hitler kadar kınanmadı?
Belçika Kralı II. Leopold neden Hitler kadar kınanmadı?

Belçika Kralı II. Leopold tarafından Kongo’da yapılan katliamlar ile ölenlerin sayısı, Hitler’in katliamları ile ortaya çıkan sonucun nerdeyse aynısı diyebiliriz. Bir ülkenin korkunç geçmişine damga vuran bu adam neden Hitler kadar tanınmıyor ve kınanmıyor?

Belçika, ”kana bulanmış tiranlık” sözlerini duyduğumuzda aklımıza gelen ilk Avrupa ülkesi değil. Tarihsel olarak bu küçük ülke her zaman insanlığa karşı epik suçlar işlemiştir, ancak hiç birinden ürettikleri biralar kadar söz edilmemiştir.

Afrika’daki Avrupa emperyalizminin zirvesinde, Belçika Kralı II. Leopold’un geniş ve acımasız yönetimi 20. yüzyılın en kötü diktatörlerinin suçlarına rakip oldu, hatta onları aştı.

Bu imparatorluk Kongo Özgür Devleti olarak biliniyordu ve başlarındaki II. Leopold tartışmasız köle efendisiydi. Yaklaşık 30 yıl boyunca, Güney Afrika ya da İspanyol Sahra’sı gibi bir Avrupa hükümetlerinin düzenli kolonisi olmaktan ziyade Kongo, kişisel zenginliği için bu adamın özel mülkü olarak idare edildi.

Bu dünyanın en büyük plantasyonu, Belçika’nın 76 katı büyüklüğündeydi, zengin mineral ve tarımsal kaynaklara sahipti. 1924’te yapılan ilk nüfus sayımında sadece 10 milyon insanın yaşadığı raporlandı, bu zamana kadar nüfusunun yarısını kaybetmişti.

II. Leopold

II. Leopold’un gençliği hakkında hiçbir görüş gelecekte toplu katliamlar yapacağını göstermiyordu. 1835’te Belçika tahtının varisi olarak doğdu, günlerini bir Avrupalı prensin yapması beklenen her şeyi yaparak geçirdi. Ata binmeyi, ateş etmeyi, devlet törenlerine katılmayı öğrendi. II. Leopold 1865’te tahta geçti ve önceki birkaç on yıl boyunca ülkeyi demokratikleştiren çok sayıda devrim ve reformun ardından krallarından bekledikleri yumuşak dokunuşlarla Belçikalılara hükmetti. Nitekim genç Kral Leopold, Belçika’yı tüm büyük ülkelerin yaptığı gibi denizaşırı bir imparatorluğun inşasına dahil etme çabalarında sürekli senatoya baskı yaptı.

Bu, Leopold için bir saplantı haline geldi. Zamanının çoğu devlet adamı gibi, bir ulusun büyüklüğünün, ekvator kolonilerinden kazanacağı gelirlerle doğru orantılı olduğuna ikna olmuştu. Belçika’nın, diğer ülkeler gelip almadan önce mümkün olduğunca bu bölgeleri sömürmesi gerektiğini istiyordu.

İlk olarak 1866’da Filipinler’i İspanya Kraliçesi II. Isabella’dan almaya çalıştı. Ancak, 1868’de Isabella devrildiğinde müzakereler de bitmiş oldu. İşte o zaman Afrika hakkında konuşmaya başladı.

Belçika Kralı II. Leopold neden Hitler kadar kınanmadı?
Belçika Kralı II. Leopold neden Hitler kadar kınanmadı?

Fetih için gerekçeler

II. Leopold, Afrika Kıtasının keşfini organize etmek ve finanse etmek için Uluslararası Afrika Topluluğu’nu kurmuştu. Resmi olarak bu ”iyiliksever” kralın, yerlilere Hristiyanlığı tanıtacağı, kolalı gömlekler ve buharlı motorlarla yardım yapacağı bir tür uluslararası hayırsever girişimin başlangıcıydı.

Kral II. Leopold’un Afrikalıları cennete götürmek için olması gerekenden çok daha uzun çalıştığı ve kralın ironik bir şekilde ”Kongo Özgür Devleti” olarak adlandırdığı projesi 1885’te Berlin Kongresi’nde resmen kabul edildi.

Belçika hükümeti, Leopold’a bu ”insani” projesi için gerekli olan başlangıç sermayesini vermeyi kabul etti. Leopold aldığı bu sermayeyi geri ödedikten sonra burada kazanacağı gelirlerin yüzde 100’üne sahip olma hakkı elde etti. Bu bir Belçika kolonisi değildi, o bir adama aitti.

Leopold kurduğu bu sömürge devletini yönetebilmek için şiddet uygulamaya başladı. Koloninin yöneticilerinin istediklerini kolay elde etmesi, uyguladıkları şiddetle doğru orantılıydı. Kongo Özgür Devleti’nin var olduğu 25 yıl boyunca, Avrupa’nın diğer emperyal güçlerini bile korkutan yeni bir zulüm standardı belirlendi.

Fetih, Leopold’un yerel güçlerle ittifaklar kurarak, zayıf konumdakileri güçlendirmesiyle başladı. Bunların başında Arap köle tüccarı Tippu Tip geliyordu. Tip’in grubu karada hatırı sayılır bir güce sahipti ve Zanzibar sahilinde düzenli olarak köle ve fildişi satışı yapıyordu. Bu, Tip’i Leopold’a rakip yaptı ve Belçika kralının Afrika’daki köleliğe son verme iddiası her türlü müzakereyi çıkmaza sokuyordu. Bununla birlikte, II Leopold sonunda Tip’i, kralın batı bölgelerini sömürgeleştirmesine müdahale etmemesi karşılığında eyalet valisi olarak atadı.

Tip, konumunu köle ticaretini ve fildişi avcılığını artırmak için kullandı ve genel olarak kölelik karşıtı Avrupalı kamuoyu, Leopold’a durumu sonlandırması için baskı yaptı. Kral sonunda bunu mümkün olan en yıkıcı şekilde yaptı. Büyük Yarık Vadisi yakınlarındaki yoğun nüfuslu bölgelerde Tip’in güçlerine karşı savaşmak için Kongolu paralı askerlerden oluşan bir ordu kurdu. Birkaç yıl Tip’i ve Arap köle satıcılarını sınır dışı etmişlerdi. Kurulan sömürge tam olarak Leopold’un kontrolüne geçmişti.

Acımasız kotalar ve katliamlar

II. Leopold, her birine diktatörlük yetkileri verdiği valiler atadı. Her valiye tamamen komisyonla ödeme yapılıyordu ve bu nedenle toprağı elinden geldiği kadar yağmalamak için büyük bir teşvik vardı.

Valiler, çok sayıda Kongolu yerliyi tarım işçiliğine zorladı, bilinmeyen sayıda bir kısmını ise yer altı madenlerinde çalışmaya zorluyorlardı. Bu valiler, köle işçilerinin emeği ile Kongo’da altın, elmas, fildişi, kauçuk gibi kaynakları endüstriyel verimlilikle yağmaladılar.

Leopold’un hükümdarlığı altında, Kongo’nun eşsiz yaban hayatı, rezervasyonla yapılabilen bir avlanma sahasına dönüştü. Avrupalı birçok avcı spor cinayetleri için bu bölgeyi kullanıyordu.

Belçika Kralı II. Leopold neden Hitler kadar kınanmadı?

Kongo efendilerinin açgözlülüğü sınır tanımıyordu, Leopold II ülkesindeki her insana hammadde üretimi için kota koydu. Fildişi ve altın kotalarını bir kez bile karşılayamayan erkekler sakatlanma riski ile karşı karşıya kalacaktı, eller ve ayaklar en popüler bölgelerdi. Eğer kişi yakalanamazsa ya da çalışmak için iki eline de ihtiyaç duyarsa, adamların karısının veya çocuklarının elleri kesilirdi.

1885’te Kongo Özgür Eyaleti’nde kaç kişinin yaşadığını kimse bilmiyor, ancak bu bölgede kolonizasyondan önce 20 milyona kadar insanın yaşamış olabileceği tahmin ediliyor. 1924 nüfus sayımı sırasında bu rakam 10 milyon çıkmıştı. Orta Afrika o kadar uzak ve araziyi geçmek o kadar zor ki, başka hiçbir Avrupa kolonisi buradan gelen büyük bir mülteci akını görmedi. Bu süre zarfında kolonide kaybolan 10 milyon insan büyük ihtimalle ölmüştü.

Sonunda, Özgür Devlet’te ortaya çıkan kabusun hikayeleri dış dünyaya ulaştı. 1908’de II. Leopold’un topraklarını Belçika hükümetine bırakmaktan başka seçeneği yoktu. Hükümet koloninin adını Belçika Kongosu olarak değiştirdi. Kongolu sivilleri rastgele öldürmek yasa dışı hale geldi ve kota sistemleri kaldırıldı. Ancak kırbaçlamalar ve sakat bırakmalar, Kongo’da yıllarca devam etti. Bu insanların yaşadıkları acımasız faaliyetler 1971’deki bağımsızlığa kadar devam etti.