Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Süryani mülteciler

Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı'ya karşı kullanılan bir toplum Süryaniler. Acılarla dolu bu süreçte Süryani mülteciler neler yaşadı?
Bakuba, Diyala Nehri kıyısındaki kamp

Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında, İran’ın batısında Mezopotamya sınırındaki Süryaniler, Ruslarla birlik olarak Osmanlı’ya karşı savaştı. 1916’da Türk ve Kürtlerden oluşan Osmanlı birliklerinden kaçan 3 bin civarında Süryani, Hakkari dağlarından kaçarak şuan İran’da bulunan Urmiye şehrine ulaştı. Rus ordusu 1917 Devrimi’nden sonra çekildiğinde, Süryani mülteciler burada savunma kampanyası yürütmeye devam ettiler.

Ancak Temmuz 1917’de Osmanlı birlikleri Urmiye’ye girdiğinde, Süryaniler güneye çekilerek İngiliz birliklerinin arka hatlarına ulaşıp İngiliz korumasına girdi. Mezopotamya’daki İngiliz yetkililer, Bağdat’ın yaklaşık 50 km kuzeydoğusundaki Bakuba’da, Diyala Nehri kıyısına bir mülteci kampı kurdu. Bataklığın ortasındaki bu mülteci kampında yaşam şartları oldukça zordu ve içme suyu yoktu. Nehir suyu ise dizanteri yapıyordu. Kamp çevre bölgelerden gelen Süryanilerle zaman içerisinde büyüdü.

Bakuba, Diyala Nehri kıyısındaki kamp

1919’un sonunda, Bakuba’da yaklaşık 30 bin Süryani vardı ve İngiliz makamlarının en önemli sorunlarından biri onlara kimin ödeme yapacağıydı. 23 Temmuz 1920’de İngiltere Dışişleri Bakanlığından Hubert Young, ”Bu konuda sert bir yazışmaya girmek istemiyoruz” dedi. Ancak yapmak zorunda kaldılar. Dönemin Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Savaştan Sorumlu Devlet Bakanı Winston Churchill, Hindistan Dışişleri Bakanı Edwin Montagu ve Maliye Bakanı Austen Chamberlain tarafından yazılmış bir dizi belge, maliyetlerin kim tarafından karşılanacağı konusunda karmaşanın hakim olduğunu gösteriyordu.

Süryani mülteciler İngilizler için sorun oldu

Kasım 1919’a gelindiğinde, günlük maliyet 6.500 sterline ulaştı. Maliyetler, Savaş Ofisi tarafından ordu fonlarından karşılandı. Savaş Dairesi, sorumluluğun Sivil yönetime ait olması gerektiği konusunda kararlıydı. Sivil yönetim, mültecilerin, askeri yetkililerin sorumlu olduğu askeri bir strateji hatasının ürünü olduğunu söylüyordu. Kasım 1919’da Maliye Bakanı, Dışişleri Bakanlığı’nın sorumlu tutulması gerektiğini ve mültecilerin ülkelerine geri gönderilmesi konusunun organize edilmesini ya da yerel yerleşimlerin güvenliğini sağlayarak işlerin halledilmesi gerektiğini öne sürdü. Dışişleri Bakanlığı birkaç gün sonra şu açıklamayı yaptı, ”Maliyetler, Savaş Dairesi tarafından karşılanmalıdır. Savaş Dairesi, ne bu harcamayı dikte eden politika ne de ortadan kaldırmak için gerekli adımların atılması üzerinde hiçbir tutumu yoktur”

Dışişleri Bakanlığı’nın muhtırası 24 Kasım 1919

Maliyetlerin karşılanması konusundaki karışıklık, sorunun çözümü konusunda da aynıydı. Mültecilerin ülkelerine geri gönderilmesi konusu da kurumlar arasında tartışma meselesi haline geldi. Savaş Bürosu bunun askeri bir mesele değil diplomatik bir mesele olduğunu düşünüyordu. Zaman geçtikçe kurumlar arasındaki yazışmaların üslubu giderek daha az diplomatik hale geldi. 7 Haziran 1920’de Winston Churcill, Dışişlerine şu yazıyı gönderdi: ”Mesele ne durumda? Mülteciler geri gönderiliyor mu? Ne zaman gidecekler? Ayrılışlarını hızlandırmak için hangi adımlar atılıyor?

Winston Churcill’in notları 7 Haziran 1920

Mültecilerin ülkelerine iadesi

12 Ocak 1921’de Savaş Bürosu Bağdat’taki Sivil Komisere, Ordunun 31 Mart’tan itibaren ödemeyi durduracağını ve başka çözüm bulmaları gerektiğini bildirdi. Süryani mültecilerin ülkelerine geri gönderilmesi sorunu son derece önemliydi ve son derece karmaşıktı. İki farklı Süryani grubu vardı, bazıları Musul’un kuzeyindeki dağlardan geliyordu bazıları ise Urmiye ovasından geliyordu. Başlangıçta Urmiyelilerin Hamadan üzerinden Urmiye’ye ve diğer grubun Musul üzerinden Osmanlı topraklarına geri gönderilmesi önerildi. Süryani patriği ulusal birliği yok edeceğini belirterek düşünceyi protesto etti ve bu yüzden hep birlikte gönderilmesine karar verildi.

Nisan 1920’de, Bağdat’taki İngiliz Sivil Komiseri Arnold Wilson, Süryanilerin kısmen Mezopotamya’da ve kısmen de İran’da bulunan ve Britanya’dan daha fazla yardım almadan kendilerini koruyabilecekleri bir bölgeye geri gönderilmeleri için telgraf çekti. Süryanilerin sadece kendilerini savunmak ve bağımsız bir toplum haline gelmek için silah talep ettiklerini söyledi.

Süryani mülteciler İran tarafından kabul edilmedi

Mayıs 1920 ortalarında, İran Büyükelçisi, İran hükümetinden bir belge iletti. İran hükümetinin Büyükelçilik aracılığıyla gönderdiği belgede, ”Kürtlere ve vilayetin diğer sakinlerine karşı düşmanlık yapmış bu insanların geri dönüşleri, son birkaç yılın kanlı sahnelerinin tekrarından başka bir şeyle sonuçlanmayacaktır.” Ayrıca, bu Süryanilerin çoğunun, savaş sırasında sadece İran’a kaçan Osmanlı tebaası olduğuna da dikkat çekiyorlar ve bu nedenle herhangi bir sorumluluk almayı reddediyorlardı. Geri dönüşün İran dışındaki topraklarla sınırlandırılmasına karar verildi.

İran Hükümeti’nden gönderilen belge, Mayıs 1920

Özerk Asur Devleti önerisi Lozan Konferansı’na sunuldu

Kasım 1920’ye gelindiğinde Süryani mülteciler Musul Vilayeti’nde toplandı. Süryani liderler, Avrupa’dan Leydi Surma ve Mezopotamya’dan General Ağa Petros, Süryanilere özerklik verilmesini istiyorlardı. Doğrudan İngiliz kontrolü altında olarak Irak’ın bir parçası olmayı istediler. Sonunda taleplerini 1923’teki Lozan Konferansı‘na taşıdılar. Ancak konferansta Özerk Asur Devleti teklifi kabul edilmedi.

1923 Lozan Konferası’nda sunulan özerk Asur Devleti’ni gösteren harita

Süryaniler Irak’ta birkaç küçük gruba dağıldılar. Irak devletinin 1932’de kurulmasına rağmen devlet olma arayışlarını sürdürdüler. Milletler Cemiyeti’ne özerklik, koruma ve kendilerine yönelik şiddet durumunda Irak’tan göç etme özgürlüğünün teminatı için dilekçe verdiler. Ancak bir dönem Ruslar sonra İngilizler tarafından Osmanlı’ya karşı kullanılan bu topluma, o zamandan sonra sahip çıkan olmadı.

1919’da Bakuba’da bir taş anıt dikildi. Taş artık ayakta değil, isyan eden Süryani mülteciler gibi.

Bakuba’daki taş anıt 1919