Hikayesi olan bir yer Balat

Hikayesi olan yerler Balat
Hikayesi olan yerler Balat

Çok fazla hikayeye sahip olan Balat’a 1493 yılında seferad hadudileri yerleşiyor. Ondan önce Bizans’a kadar uzanan rum ailelerinin bulunduğu yerde 1890’lı yıllarda büyük bir yangın çıkıyor ve bütün bölge yanıyor. Bunun üzerine Osmanlı’nın ciddi bir şehir planlamasıyla Balat, Fener bölgesi ile Ayvansaray yeniden kuruluyor. Tüm evlerde mahzen ve kuyular bulunurken evlerin altında da Topkapı’ya kadar uzanan dehlizler bulunuyor. Osmanlı’dan günümüze ulaşan birçok kültürün iç içe geçtiği, mimari yapısı ve kültür yelpazesiyle insanları eski İstanbul’a götüren en eski yerleşim yerlerinden Balat gerçekten görmeye değer.

Para nasıl yaratılır ve rezerv bankacılık nedir?

Or-Ahayim Hastanesi

15. yüzyılda II. Bayezid’in davetiyle İstanbul’a gelen Yahudiler önce Eminönü ve Bahçekapı civarında yaşarlar ama 1669’daki yangında mahalleleri kül olunca geçici olarak Galata‘ya sonra da Balat‘a yerleştirilirler. Aslında Museviler Balat’ta da çok yangın görürler. Bu yüzden yangın söndürmede bir hayli ustalaşırlar, Osmanlı tulumbacıların çoğu Yahudi cemaatindendir. Sultan Hamid zamanında Balat tulumbacılarından fıstıkçı Nesim ile David Reis bütün İstanbul’da nam salmışlar. İki katlı çıkmalı evleri, sinagogları, ticarethaneleri, sefarad müzikleriyle İstanbul’un kültür ve sanatında farklı bir renk oluşturan Yahudiler, şehre mimari olarak da anıtsal yapılar kazandırmışlar. II. Abdulhamid‘in izniyle yaptıkları Or-ahayim (Özel Balat Hastanesi) bu örneklerden biri. Avusturyalı mimar Gabriel Tedeschi‘nin eseri olan hastane, toplumun her kesiminden hastalara şifa dağıtmayı sürdürürken, dönemin sanatsal mimarisini de günümüze taşıyor.

Or-Ahayim, İbranice’de yaşam ışığı manasına gelmektedir. Bir asrı geçkindir hizmet veren bu hastane, İstanbul’un Haliç kıyısında bulunuyor. Or-Ahayim Hastanesi idealist doktorların ve hayırseverlerin katkılarıyla 1898 yılında II. Abdülhamid’in fermanıyla kurulur. Sultan hastane kurulduktan sonra uzun yıllar buraya ekmek ve et yardımı yapar. Cemaatin bağışlarıyla sadece Balat’ın değil, zor günlerinde tüm ülke için hizmet veren Or-Ahayim 2. Dünya ve Balkan savaşlarında da yataklarını Hilal-i Ahmer yani Kızılay’a tahsis eder.

Hikayesi olan bir yer Balat
Mimar Gabriel Tedeschi’nin eseri Or-Ahaim Hastanesi, Balat
Ahrida Sinagogu

15. yüzyılın başlarında yapılan ve İstanbul’un en eski sinagogu olan Ahrida Sinagogu İstanbul’daki en geniş kapasiteli sinagog ve görmeniz gereken mimari eserlerdendir. Balat‘ın Kürkçü Çeşme Sokağı’nda bulunan sinagog, adını kurucularının İstanbul’a göç ettikleri Kuzey Makedonya‘da yer alan Ohri kentinden alıyor. Çok defa restorasyon geçirmiş olan sinagogda, restorasyon geçirmemiş çok nadide bir parça var, hahamın dua ettiği ‘teva‘ bölümü. Bir geminin baş kısmına benzemesinin hikayesi ise Nuh‘un gemisini sembolize etmesinden kaynaklandığı söyleniyor. Sinagogu incelediğinizde duvarlardaki nakış işlemeler göze çarpıyor ve kültür benzerliklerimizi yansıtıyor. Yahudiler de, ibadethanelerine resim ve heykel koymuyorlar. İslam mimarisi ve ibadethanelerimizi andıran yapısı var.

Ferruh Kethüda Camii

Balat’ın Kültür ve Sanat dokusunu keşfederken, şehirde az bilinen ve içindeki çinilerle özel olan bir Mimar Sinan eseri olan Ferruh Kethüda Camii‘ne uğramadan geçmeyin. Ferruh Kethüda, Kanuni Sultan Süleyman‘ın sadrazamının kethüdası yani kahyası, caminin özelliği ise Mimar Sinan‘ın eseri olması. Osmanlı döneminde tekke olarak kullanıldığı için Balat Tekkesi adıyla da bilinen caminin bahçesinde eskiden Balat Şeriye Mahkemesi kuruluyormuş. Caminin çok az kişi tarafından bilinen en büyük özelliği ise bir zamanlar bütün duvarlarını süsleyen bu gün ise sadece mihrabında kalan çinileri. Ferruh Kethüda Camii’nin mihrap çinileri çok özel, Eğrikapı da Tekfur Sarayı‘nın içerisinde 1800’lü yıllarda cam ve çini atölyeleri varmış. Çeyrek asır kadar bu atölyeler devam etmiş ve bu çiniler oradan getirilmiştir. Balat ve Fener’de birçok çini ve seramik atölyeleri var. İşte o sanatçıların ilham aldığı çinilerin birkaçı bu camide bulunuyor.

Ferruh Kethüda Camii, Ayvansaray
Agora Meyhanesi

1890 yılında kaptan Asteri tarafından açılan, daha sonra torunu Hristo Dolidis tarafından uzun yıllar işletilen koca bir tarihe tanıklık etmiş 130 yıllık bir çınar Agora Meyhanesi. Meyhanenin öne çıkan yönü sadece tarihi değil, uzun yıllar boyunca her pazartesi kapanan meyhane film çekimlerine ayrılmış. Aşağı yukarı 250 civarında filmin çekildiği mekanda, Kemal Sunal, Yılmaz Güney, Türkan Şoray ve Kadir İnanır gibi Türk Sinema tarihine damga vuran birçok isim zamanında Agora Meyhanesinde bulunmuşlar. 6-7 Eylül olaylarında yakılan meyhane için 2006 yılında restorasyon izni alınıyor. Ancak kentsel dönüşüm kapsamında Balat, yenileme alanı ilan edilince bütün inşaatlar durduruluyor. Sonrasında yeniden iznin alındığı meyhane 2014 yılında yeniden açılıyor ve tabelasına Agora Meyhanesi 1890 yazılıyor. Mimari detaylar ve insan hikayeleriyle dolu bu mekanın havasını solumak isteyebilirsiniz. Gittiğinizde birden fazla Agora Meyhanesi ile karşılaşacağınız için karıştırma olasılığınız olacaktır bu nedenle Mürselpaşa Caddesi‘nde ararsanız bulmanız daha kolay olacaktır.

Agora Meyhanesi, Balat