Para nasıl yaratılır ve rezerv bankacılık nedir?

Para yaratma süreci ve rezerv bankacılık
Para yaratma süreci ve rezerv bankacılık

Dünyada 2153 milyarderin, gezegen nüfusunun %60’ını oluşturan 4,6 milyar insandan daha fazla servetinin olduğu, her gün 15 bin çocuğun yoksulluk ve önlenebilir hastalıklardan öldüğü, dünya nüfusunun yaklaşık %46’sının günde 2 dolardan daha az para kazandığı dünyada bir nokta çok açık. Bu sistemde bir yanlışlık var. Dünyada bu gelir adaletsizliğini ve yığınların yoksulluğunu anlayabilmemiz için önce parasal sistemi anlamak zorundayız. Ne yazık ki ekonomi sıkıcı ve genelde çeşitli finansal terimlerle göz korkutucu görülür. Toplum onu anlamak istemez ancak bu yaratılan karmaşık görüntü, görmenizi istemedikleri sistemin çirkin yüzünü kapatan bir perdeden ibarettir.

Rezerv bankacılık sistemi

Öncelikle rezerv bankacılık sistemiyle, para yaratma ve para sisteminin temellerinden bahsetmek gerekir bu aşağı yukarı şu şekildedir; mevcut hükumet paraya ihtiyaç duyduğunda Merkez Bankası’na ulaşır ve mesela ondan 10 milyar lira ister. Merkez Bankası buna karşılık 10 milyar liralık devlet tahvili satın alabileceğini belirtir. Hükumet 10 milyar lira değerindeki tahvilleri üretip Merkez Bankası‘na gönderir. Bunun karşılığında Merkez Bankası da 10 milyar lira değerinde Türk Lirası üreterek hazine tahvilleriyle takas eder, takas tamamlandığında hükumet bu banknotları alıp bir banka hesabına yatırır bu işlemden sonra kağıt banknotlar resmi olarak paraya dönüşür ve Türkiye’nin para kaynağına 10 milyar lira eklenir.

Sonuç olarak 10 milyar lira değerinde yeni para yaratılmış olur. Tabii bu örnek bir genelleme gerçekte tüm bu işlemler elektronik ortamda gerçekleşecektir. Devlet tahvilleri borçlanma araçları olarak tasarlanmıştır ve Merkez Bankası havadan yarattığı parayla bu tahvilleri satın aldığında hükumet bu parayı bankaya geri ödeyeceğine dair söz vermiş olur başka bir değişle borçla yaratılan parayı paranın ya da bir artı değerin borç veya taahhüten yaratılması kafa karıştıran bir çelişki olabilir şimdi bu konuyu netleştireceğiz.

Hayali para

Takas gerçekleşti ve 10 milyar lira artık ticari bir banka hesabında, işte bu noktada durum biraz ilginçleşiyor. Kısmi rezerv uygulaması kapsamında 10 milyar lira hesap bir anda yatırılan bankanın rezervine dahil olur, tıpkı bünyesindeki diğer hesaplar gibi. Merkez Bankası‘nın zorunlu karşılıklar oranına göre bir banka bünyesindeki hesaplara karşılık yasanın gerektirdiği oranda rezerv bulundurmak zorundadır. Bu rakam, vade oranı ve para cinsine göre değişiklik göstermekle birlikte %5 ila %10 arasında bir rakam olmaktadır. Biz bunu %10 olarak ele alalım yani 10 milyar lira değerinde bir hesap için gereken rezerv 1 milyar liradır ve bu zorunlu karşılık olarak saklanır. Geriye kalan 9 milyar lira ise rezerv fazlası olarak değerlendirilir ve yeni krediler vermek üzere kullanılır.

Mantıken bu 9 Milyar lira rezervin en baştaki 10 milyar liradan geldiği çıkarımını yapabiliriz ancak işin aslı öyle değil. Gerçekte 9 milyar lira, hesaba yatırılan 10 milyar liraya dayanılarak havadan yatırıldı böylece dolaşımdaki para miktarı şişirilir. Bankalar aslında hesaplarda bulunan parayla kredi vermezler öyle yapsalardı yeni para yaratılamazdı. Kredi verirken yaptıkları şey emre yazılan senet, kredi sözleşmesi karşılığında borcu olanın hesabına krediyi, yani parayı aktarmaktır. Diğer bir deyişle sırf o krediye talep olduğu ve zorunlu rezervi karşılayan 10 milyar liralık bir hesap bulunduğundan, malum 9 milyar lira havadan yaratılabilir.

Sistemdeki aldatmaca

Şimdi diyelim ki biri bu bankaya gidiyor ve o 9 milyar lirayı borç olarak alıyor, büyük olasılıkla parayı alıp kendi banka hesabına yatırır ve süreç tekrarlanır. Yatırılan 9 milyar lira bankanın rezervine dahil olur %10 zorunlu rezerv olarak kenara ayrılır ve 9 milyarın %90’ı yani 8,1 milyar lirası yeniden krediler vermek için kaynak olarak kullanılır. Bu 8,1 milyar lira tekrar kredi olarak verildiğinde 7,29 milyar liralık bir banka hesabı, sonra 6,56 milyar liralık banka hesabı sonra da 5,9 milyar liralık yeni hesaplar kredi ile ortaya çıkarılır. Bu havadan para üretme döngüsü teknik olarak sonsuza kadar gidebilir. Basit bir hesapla başlangıçtaki 10 milyarla 90 milyar lira yaratılabilir. Özetle bankacılık sistemine giren her hesaptan yaklaşık 9 katı para havadan yaratılabilir.

Artık kısmi rezerv bankacılığı sisteminde paranın nasıl havadan yaratıldığını anladık, aklınıza mantıklı ve ikircikli bir soru takılabilir. Havadan yaratılmış bu paraya değer kazandıran nedir? Cevap tabii ki mevcut olan paradır. Yatırılan para dolaşımda olan mevcut paranın değerinden çalıyor, mevcut mal ve hizmet talebine bakılmaksızın para havuzu şişiriliyor ve arz ile talep dengeyi oluşturduğu için fiyatlar artıyor. Her bir Türk Lirasının satın alma gücü düşüyor, işte buna genel olarak enflasyon deniyor. Aslında enflasyon halkın sırtına yüklenmiş gizli bir vergidir.

Faiz uygulaması ve enflasyon

Genelde enflasyon sorununu düzeltmekle ilgili fikirler ortaya atılırken faizleri düşürelim derler, piyasadaki parayı azaltalım ya da tasarrufa gidelim demezler. Bu durumda sorum şu, enflasyon sorunu ki bu dolaşımdaki paranın arttırılmasıdır, daha fazla enflasyon üreterek nasıl çözülebilir? Tabii ki çözülemez, parasal genişlemeye dayalı kısmi rezerv sisteminde enflasyon kaçınılmazdır. Piyasadaki paranın arttırılması ekonomideki mal ve hizmetlerin artışıyla orantılı olamadığında daima paranın değeri düşecektir. Türk lirasının alım gücü sürekli olarak düşmektedir. Çok geriye gitmeden 10 yıl öncesine bile baktığımızda 2010 yılı 1 Türk lirasının değeri 2020 yılında 2,56 Türk lirasına denk gelmektedir. Daha eskiye gittiğimizde vahametin ne derecelere geldiğini sizlerin de görebilmesi için TÜİK‘in hesaplama aracını buraya bırakıyorum. Peki ya faiz uygulaması?

Hükumet, Merkez Bankası’ndan borç aldığında ya da herhangi biri bir bankadan borç aldığında her zaman faiziyle ödemek zorundadır yani neredeyse piyasadaki her Türk lirası faiziyle birlikte bir bankaya dönecektir. Ancak paranın tamamı merkez bankasından borç alınıyorsa ve ticari bankalar tarafından krediler yoluyla çoğaltılıyorsa, ortaya şu durum çıkar. Anapara, para arzının içinde yaratılmaktadır. Peki öyleyse bu faiziyle tahsil edilen paralar nerede?

Hiçbir yerde, hiç var olmadı. Son derece şaşırtıcı ama bankalara ödenecek borç miktarı daima dolaşımdaki para miktarından daha fazla olacaktır. Ekonomide daimi enflasyon olmasının sebebi budur, faiz ödemeleri yüzünden sistemde ortaya çıkan bütçe açığını kapatmak için sürekli yeni paraya ihtiyaç vardır. Bu da matematiksel olarak, sistemde sürekli borç ödeyememe ile birlikte, toplumun bir kesiminin devamlı olarak fakirleşeceğini gösterir. Toplumun büyük çoğunluğunun uzun saatler çalışarak almış olduğu parayla, beslenme ve barınma ihtiyaçlarını karşıladığı ülkemizde kölelik yoktur diyebilir miyiz? Köleliğin henüz sadece 150 yıl öncesinde son bulduğu dünyada, ekonomik köleliğin devam ettiği çok açık değil midir? Beslenme ve barınmalarını karşılayarak onları ölene kadar çalıştıran sistem, şu an sadece beslenme ve barınma ihtiyacımız için bize ücret ödüyor. En azından büyük bir kısmımıza.